Şimdi böyle saçma bir başlığın altına ne yazacağım bakın.
Çocuklar anne babalarının kendilerine biçtikleri role uygun olarak (sonra da
kanıksayarak) oyalansınlar diye sabah, akşam, öğlen hatta bazen gecenin bir
körü kendileri için açılmış çizgi film kanallarının karşısına oturtulurlar. Ya
sabahın köründe birden fışkıran enerjilerini anne babayı uyandırmak için
kullanmasınlar ya misafirle sohbet ederken iki dakika rahat bıraksınlar ya da
gece huysuzluğun son raddesinde uyuşsunlar diye açılır da açılır çocuk
kanalları, çocuk filmleri. İçinde ne olduğunun bir önemi yoktur. Çocuğu aptal
mı yapacaktır, angut mu edecektir, içine şüphe doldurup kabus mu gördürecektir
bir önemi yoktur. Ne de olsa alt üstü çocuktur. İzlesindir.
Şimdi bizim çocukluğumuzda bir yol gösterenimiz vardı bu
hususta. O da annem. Bizde izlediğimiz çizgi filmler didiklenmezdi ama gerek de
kalmazdı. Birlikte izlemekten keyif alan bir aile olarak annem, abim, ben çok
çizgi filmi oturup birlikte izlerdik. Öyle baby Tvde insanı aptal yapan ritmik
hareketli şekiller yerine “Les Mondes Engloutis” gibi ilginç konuları
olan çizgi filmler.. Ben aklıma takılan, ilginç bulduğum her ayrıntıyı
sorardım, annem de kendince yorum yapardı. Böylece “çocuktur anlamaz, ne
anlarsa da anlasın” yerine “bakalım bu hikaye den ne sonuç çıkarılır ya da bu
ufak gibi görünen ayrıntıyı aslında şunu gösterir” diyaloglarının içinde
geçtiği bir tavır görürdüm. Bir şeyi incelemenin ya da oradaki bir ayrıntıya
takılmanın yadırganmadığı önem verildiği bir tavır.
Geçen hafta arkadaşla fantastik bir film üzerine yaptığım
sohbet bana daha önceki bir olayı anımsattı. Kısa bir süre önce ortak film
zevkimiz olduğunu anlayınca film hakkında eğlenceli ve heyecanlı bir sohbet
başladı. Filmdeki hikayenin kurgulanışı, sahne ve dekorun görkemi, cast
seçimindeki titizlik, makyaj, yönetmen derken uzun süredir iş ortamında bu tatda
bir sohbet yapmadığımı fark ettim. Herkesin kendi ilgilerine ‘olması
gerektiğini düşündüğü’ kadar alaka gösterdiğini varsayarsak çocukken fantastik
ve ilginç hikayeler ile ilgili anneden gerekli yönlendirmeyi almış, heyecanını
coşkuyla paylaşmış bir insan olarak etrafta bunları bu heyecanla paylaşma
cesaretini gösteren çok az insan olduğunu anlamak zor değil.
İşte efendim geçenlerde iki yetişkin adam olarak büyük bir
heyecanla gerçekte fiziksel olarak var olmayan (tarz olarak her an
bulabileceğimiz) karakterlerin yer aldığı bir kurguyu konuştuk.
Şimdi gelelim bu sohbetin hatırlattığı, beni her aklıma
geldiğinde güldüren güne. (Daha da
açıklarsak: “Fantastik filmleri seyretmenin veya hiç olmayan karakterlerden
etkilenmenin” tuhaf olduğunu düşünüp olaya uzak kalmaya çalışanlar bir yana en
çok da içten içe bu filmlerden ve kitaplardan etkilenip bunu paylaşmaktan çekinen
ve kendine yabancılaşan kişilerin bu tutumlarını nereye kadar sergileyebildiklerini
gördüğüm güne)
Entelektüel bir giriş yapmayacağım. Klasik söz bile
betimliyor durumu.
Allah’ın sopası yok
Eski işyerlerimden birinde, aramıza yeni katılmış,
patron ile cicim günlerinde olan iş arkadaşımız ile masada 3 kişi oturuyoruz.
Olayın kafada kurgulanması için kısaca betimliyorum. Üzerinde 3 bilgisayarın
olduğu iki uzun masa ve etrafında 3 kişi. Ben mac bilgisayarla en başta
oturmuşum ( mac ile cebelleştiğim günlere gönderme), yeni gelen arkadaş ile
diğer arkadaş karşılıklı oturmuşlar. Yeni gelen arkadaş, kendisine verilmiş bir
işi, arada sırada anlattıklarımıza ‘kardeşlerinin anlattıklarını dinleyen ama
bir yandan büyük işler yapan bir abi’ tutumuyla dinleyerek arada yarı ukala
yarı idare eder tepkiler vererek yapıyor. Ben de bu ukala tepkilerinin altında
bir yere tutunma çabasının yattığını bilerek aldırmıyorum. Ukala eleman rolünü
sen mi beğendin?, tamam al abi ben samimi eleman olayım anlatmaya devam edeyim
diyerek diğer arkadaşa bir film sahnesi anlatıyorum. İş yaparken hem
anlatıyorum hem gülüyoruz. Arada bir
arada olmanın görgü kuralları gereği anlatırken yeni arkadaşa da dönüyorum.
Yeni arkadaş bir ara anlattığım sahnedeki ayrıntıya takıldı
ve bana döndü “bu kadar ayrıntıyı nerden hatırlıyorsun?” sonra ekledi “bu kadar
ayrıntıyı niye aklında tutuyorsun?”
Şimdi bir sohbette anlattığınız şey yerine bu tür ayrıntılar
sorulduğunda olayı özetlersek şu denilmek istendiği açıktır
“İşin gücün mü yok, bu hafızaya ne gerek var?”
hatta
“Ben bu ayrıntıları aklımda tutacak kadar önemsemiyorum”
ve hatta
“Benim bu ayrıntılara ayıracak vaktim yok, dünyayı
kurtaracak projelerle uğraşıyorum” demek isteniyordur.
Şimdi bu dünyayı kurtaracak projeler üreten arkadaşı lafıyla
baş başa bırakıp bir daha ona dönmeyerek diğer arkadaşla sohbete kaldığımız
yerden devam ettik. Aradan 2 gün geçtikten sonra bilgisayarların bakımı için
bir arkadaş çağırdık. Gelen kişi gözlüklü, hafif toplu, uzun süresi bilgisayar
yazılımı ve programlama konularıyla geçmiş, tişörtünden ve tavrından
bilgisayarda adventure oyunlarını yemiş yutmuş hatta sağlam hackerlik
yapabilecek tatta biriydi. Bir de üstüne Bilgisayar virüslerini temizleme konusundaki
başarısı ve bunlarla ilgili ayrıntılı nasihatler vermesiyle bizim yeni gelen
arkadaşı etkilemiş olacak ki, o geldiği
günden beri hayatın ayrıntılarına heyecansız kalmış az konuşan arkadaş tıpa
gibi açıldı. Heyecanla sordu:
-
“Ya abi belki çok saçma olacak ama sen bilgisayar
oyunlarını bilir misin? Eskilerden bir oyun soracağım.
-
” aa bilirim belki hangi oyun?”
Çocuk büyük bir heyecanla dalga
geçilme (kendince) tehlikesini de göze almış olacak ki (benim sevimli bulacağım
kendininse yadırgayacağı bir heyecanla) oyundaki ayrıntıları anlatmaya başladı:
-
“hani böyle bir yaratık vardı arka planda öyle
başlıyordu! Sonra solucanlar vardı siyah! Böyle bir yere tırmanıyorlardı,
öldürüyordun sen de!.. Yıllardır, çocukluğumdan beri o oyunu bulmaya
çalışıyorum ama ismini hatırlayamıyorum deli olacağım!”
O kadar heyecan boşa gitti, adam kısa ve ne “bilmiyorum” dedi kestirip attı.
Ben şöyle bir gerindim. Şu ukala suratının değişince nasıl
olacağına baktım 3-5 saniye,
sonra seslendim:
-
“Senin şu oyun… hangi bilgisayardaydı?” (biliyorum da
zevki uzatıyorum)
Yaşımdan ve kız olmamdan dolayı
laf olsun diye sorduğumu sanarak yüzüme bile dönmeden “Commodore işte” dedi (Commodore’un
bende bir şey ifade etmediğini sanarak..)
Ben tabi haince gülüyorum. Sonra
sadede geldim tabi:
-
O oyun.. Commodore da değil Amiga 500 deydi
(nasıl ışık hızıyla döndü bilemezsiniz),
ismi de “Another World..”
Daha o dakikada ukala adam gitti yerine şapşal bir çocuk
geldi. Ben bir suratın bir maskeyi nasıl attığını parça parça gördüm. Arkadaş
öyle bir rahatladı ki, karşımda heyecanlanan herkes gibi hızlı hızlı konuşmaya
başladı.
Onun tam 5 dakika süren “nasıl yaaa”ların dan, “inanamıyorum”larından
sonra devreye girip
“Hafızamın böyle saçma ayrıntıları da hatırladığını”
söyleyerek geriye yaslandım.
Aslında öyle keyifli bir andı ki. Hatta bir ara bana “samimi
olsak seni şimdi öperdim” diye saçma bir şey bile söyletmişti bu ayrıntı (!)
ona..
Bu dünyayı kurtaracak projeleri olan arkadaş uzun yıllarını
bu hafızanın hatırladığı ayrıntıyı hatırlama çalışarak geçirmiş. Aslında belki o
kadar ukala olmasa o ve daha onun gibi olan bir çok ayrıntıyı çok daha önceden
kısa bir sohbette öğrenirdi. Ama bu ayrıntılar konusunda heyecan göstermek de
soru sormak da dünyayı kurtarmıyordu anlaşılan. O yüzden sonunda hiç tahmin
etmediği şekilde beni öpme isteği uyandıran bir duruma girdi böylece.
İçimizde barındırdığımız hevesleri özgürce ifade
edebildiğimiz muhteşem bir dünyanın şerefine, kibirsiz ve eğlenceli olan herşeye diyerek ayrıntıları hatırlamaya devam edelim. Hareket olsun diye..
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder