14 Ocak 2013 Pazartesi

İçimizi Bağlayan Biz Dışımızı Bağlayan Siz



Şimdi böyle saçma bir başlığın altına ne yazacağım bakın. Çocuklar anne babalarının kendilerine biçtikleri role uygun olarak (sonra da kanıksayarak) oyalansınlar diye sabah, akşam, öğlen hatta bazen gecenin bir körü kendileri için açılmış çizgi film kanallarının karşısına oturtulurlar. Ya sabahın köründe birden fışkıran enerjilerini anne babayı uyandırmak için kullanmasınlar ya misafirle sohbet ederken iki dakika rahat bıraksınlar ya da gece huysuzluğun son raddesinde uyuşsunlar diye açılır da açılır çocuk kanalları, çocuk filmleri. İçinde ne olduğunun bir önemi yoktur. Çocuğu aptal mı yapacaktır, angut mu edecektir, içine şüphe doldurup kabus mu gördürecektir bir önemi yoktur. Ne de olsa alt üstü çocuktur. İzlesindir.

Şimdi bizim çocukluğumuzda bir yol gösterenimiz vardı bu hususta. O da annem. Bizde izlediğimiz çizgi filmler didiklenmezdi ama gerek de kalmazdı. Birlikte izlemekten keyif alan bir aile olarak annem, abim, ben çok çizgi filmi oturup birlikte izlerdik. Öyle baby Tvde insanı aptal yapan ritmik hareketli şekiller yerine  “Les Mondes Engloutis” gibi ilginç konuları olan çizgi filmler.. Ben aklıma takılan, ilginç bulduğum her ayrıntıyı sorardım, annem de kendince yorum yapardı. Böylece “çocuktur anlamaz, ne anlarsa da anlasın” yerine “bakalım bu hikaye den ne sonuç çıkarılır ya da bu ufak gibi görünen ayrıntıyı aslında şunu gösterir” diyaloglarının içinde geçtiği bir tavır görürdüm. Bir şeyi incelemenin ya da oradaki bir ayrıntıya takılmanın yadırganmadığı önem verildiği bir tavır.  

Geçen hafta arkadaşla fantastik bir film üzerine yaptığım sohbet bana daha önceki bir olayı anımsattı. Kısa bir süre önce ortak film zevkimiz olduğunu anlayınca film hakkında eğlenceli ve heyecanlı bir sohbet başladı. Filmdeki hikayenin kurgulanışı, sahne ve dekorun görkemi, cast seçimindeki titizlik, makyaj, yönetmen derken uzun süredir iş ortamında bu tatda bir sohbet yapmadığımı fark ettim. Herkesin kendi ilgilerine ‘olması gerektiğini düşündüğü’ kadar alaka gösterdiğini varsayarsak çocukken fantastik ve ilginç hikayeler ile ilgili anneden gerekli yönlendirmeyi almış, heyecanını coşkuyla paylaşmış bir insan olarak etrafta bunları bu heyecanla paylaşma cesaretini gösteren çok az insan olduğunu anlamak zor değil.   

İşte efendim geçenlerde iki yetişkin adam olarak büyük bir heyecanla gerçekte fiziksel olarak var olmayan (tarz olarak her an bulabileceğimiz) karakterlerin yer aldığı bir kurguyu konuştuk.

Şimdi gelelim bu sohbetin hatırlattığı, beni her aklıma geldiğinde güldüren güne.  (Daha da açıklarsak: “Fantastik filmleri seyretmenin veya hiç olmayan karakterlerden etkilenmenin” tuhaf olduğunu düşünüp olaya uzak kalmaya çalışanlar bir yana en çok da içten içe bu filmlerden ve kitaplardan etkilenip bunu paylaşmaktan çekinen ve kendine yabancılaşan kişilerin bu tutumlarını nereye kadar sergileyebildiklerini gördüğüm güne)
Entelektüel bir giriş yapmayacağım. Klasik söz bile betimliyor durumu.

Allah’ın sopası yok

    Eski işyerlerimden birinde, aramıza yeni katılmış, patron ile cicim günlerinde olan iş arkadaşımız ile masada 3 kişi oturuyoruz. Olayın kafada kurgulanması için kısaca betimliyorum. Üzerinde 3 bilgisayarın olduğu iki uzun masa ve etrafında 3 kişi. Ben mac bilgisayarla en başta oturmuşum ( mac ile cebelleştiğim günlere gönderme), yeni gelen arkadaş ile diğer arkadaş karşılıklı oturmuşlar. Yeni gelen arkadaş, kendisine verilmiş bir işi, arada sırada anlattıklarımıza ‘kardeşlerinin anlattıklarını dinleyen ama bir yandan büyük işler yapan bir abi’ tutumuyla dinleyerek arada yarı ukala yarı idare eder tepkiler vererek yapıyor. Ben de bu ukala tepkilerinin altında bir yere tutunma çabasının yattığını bilerek aldırmıyorum. Ukala eleman rolünü sen mi beğendin?, tamam al abi ben samimi eleman olayım anlatmaya devam edeyim diyerek diğer arkadaşa bir film sahnesi anlatıyorum. İş yaparken hem anlatıyorum hem gülüyoruz. Arada bir arada olmanın görgü kuralları gereği anlatırken yeni arkadaşa da dönüyorum.

Yeni arkadaş bir ara anlattığım sahnedeki ayrıntıya takıldı ve bana döndü “bu kadar ayrıntıyı nerden hatırlıyorsun?” sonra ekledi “bu kadar ayrıntıyı niye aklında tutuyorsun?”

Şimdi bir sohbette anlattığınız şey yerine bu tür ayrıntılar sorulduğunda olayı özetlersek şu denilmek istendiği açıktır

“İşin gücün mü yok, bu hafızaya ne gerek var?”
hatta
“Ben bu ayrıntıları aklımda tutacak kadar önemsemiyorum”
ve hatta
“Benim bu ayrıntılara ayıracak vaktim yok, dünyayı kurtaracak projelerle uğraşıyorum” demek isteniyordur.

Şimdi bu dünyayı kurtaracak projeler üreten arkadaşı lafıyla baş başa bırakıp bir daha ona dönmeyerek diğer arkadaşla sohbete kaldığımız yerden devam ettik. Aradan 2 gün geçtikten sonra bilgisayarların bakımı için bir arkadaş çağırdık. Gelen kişi gözlüklü, hafif toplu, uzun süresi bilgisayar yazılımı ve programlama konularıyla geçmiş, tişörtünden ve tavrından bilgisayarda adventure oyunlarını yemiş yutmuş hatta sağlam hackerlik yapabilecek tatta biriydi. Bir de üstüne Bilgisayar virüslerini temizleme konusundaki başarısı ve bunlarla ilgili ayrıntılı nasihatler vermesiyle bizim yeni gelen arkadaşı etkilemiş olacak ki, o geldiği günden beri hayatın ayrıntılarına heyecansız kalmış az konuşan arkadaş tıpa gibi açıldı. Heyecanla sordu:

-          “Ya abi belki çok saçma olacak ama sen bilgisayar oyunlarını bilir misin? Eskilerden bir oyun soracağım.

-          ” aa bilirim belki hangi oyun?”

Çocuk büyük bir heyecanla dalga geçilme (kendince) tehlikesini de göze almış olacak ki (benim sevimli bulacağım kendininse yadırgayacağı bir heyecanla) oyundaki ayrıntıları anlatmaya başladı:
-          “hani böyle bir yaratık vardı arka planda öyle başlıyordu! Sonra solucanlar vardı siyah! Böyle bir yere tırmanıyorlardı, öldürüyordun sen de!.. Yıllardır, çocukluğumdan beri o oyunu bulmaya çalışıyorum ama ismini hatırlayamıyorum deli olacağım!”

O kadar heyecan boşa gitti, adam kısa ve ne “bilmiyorum” dedi kestirip attı.

Ben şöyle bir gerindim. Şu ukala suratının değişince nasıl olacağına baktım 3-5 saniye, 
sonra seslendim:

-          “Senin şu oyun… hangi bilgisayardaydı?” (biliyorum da zevki uzatıyorum)

Yaşımdan ve kız olmamdan dolayı laf olsun diye sorduğumu sanarak yüzüme bile dönmeden “Commodore işte” dedi (Commodore’un bende bir şey ifade etmediğini sanarak..)

Ben tabi haince gülüyorum. Sonra sadede geldim tabi:

-          O oyun.. Commodore da değil Amiga 500 deydi
(nasıl ışık hızıyla döndü bilemezsiniz),

ismi de “Another World..”

Daha o dakikada ukala adam gitti yerine şapşal bir çocuk geldi. Ben bir suratın bir maskeyi nasıl attığını parça parça gördüm. Arkadaş öyle bir rahatladı ki, karşımda heyecanlanan herkes gibi hızlı hızlı konuşmaya başladı.

Onun tam 5 dakika süren “nasıl yaaa”ların dan, “inanamıyorum”larından sonra devreye girip
“Hafızamın böyle saçma ayrıntıları da hatırladığını” söyleyerek geriye yaslandım.

Aslında öyle keyifli bir andı ki. Hatta bir ara bana “samimi olsak seni şimdi öperdim” diye saçma bir şey bile söyletmişti bu ayrıntı (!) ona..

Bu dünyayı kurtaracak projeleri olan arkadaş uzun yıllarını bu hafızanın hatırladığı ayrıntıyı hatırlama çalışarak geçirmiş. Aslında belki o kadar ukala olmasa o ve daha onun gibi olan bir çok ayrıntıyı çok daha önceden kısa bir sohbette öğrenirdi. Ama bu ayrıntılar konusunda heyecan göstermek de soru sormak da dünyayı kurtarmıyordu anlaşılan. O yüzden sonunda hiç tahmin etmediği şekilde beni öpme isteği uyandıran bir duruma girdi böylece.

İçimizde barındırdığımız hevesleri özgürce ifade edebildiğimiz muhteşem bir dünyanın şerefine, kibirsiz ve eğlenceli olan herşeye diyerek ayrıntıları hatırlamaya devam edelim. Hareket olsun diye..



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder