Geçenlerde taklit ürün karşılaştırması için marketteki
çikolata-bisküvi reyonlarında takıldım biraz. Kendi piyasasındaki taklitlerinin
dar bir alanda çokça örneğini görebileceğiniz bir yer abur cubur reyonları.
Mesela kek bölümüne baktığınızda en az beş markanın ürünlerini bir görüş
mesafesinde görebilir karşılaştırmasını çok hızlı yapabilirsiniz. Ambalaj
odaklı baktığım için ilk defa pek yönelmediğim bir sürü ürün inceledim. Sonrada
fark ettim ki ben genelde hep aynı şeyleri alıyorum. Bisküviyse belli,
çikolataysa iki üç çeşit.. Peki neden?
İnsanların yeni ürün denemelerindeki ritim biraz hayat
ritimleriyle alakalı bence. Mesela ben ve arkadaşım bir markete girdiğimizde
ben milyon kere aldığım çikolatayı tekrar alırım, o ise piyasaya yeni çıkmış
bir gofret kapar reyondan. Benimkisi yeni olana önyargı değil de eskiye bir
çeşit sadakat gibi. Biraz da risk almama. Bu, insana beslenen önyargıyla
kesinlikle karıştırılmasın. Bu kendi yağında kavrulan, başkalarını
etkilemeyecek bir seçimin ritmidir. Bu ritmi bozan eve gelen farklı marka
çikolatalar ve hediye edilen parfümlerdir. Hatta hatta benim gibi yıllardır
aynı şarkıları dinleyen birisinin tesadüfen radyodan duyup keşfettiği
şarkılardır.
Özellikle ürünlerde yeni bir şey deneme eğilimini
pazarlamacılar kılı kırk yararak araştırmışlardır. Çünkü işleri budur. Birileri
yeni ürünlere şans tanımalıdır. Belki de bizi yeni olanı almaya sevk edecek, o
daimi ritmi sekteye uğratacak küçük ayrıntılar vardır (zorunluluk dışında) Mesela
Adidas reklamlarından birisini çok severim. Tüm reklam boyunca Adidas’ın
tasarımcısının yükselişini anlatır, sonra vurucu cümleyi söyler;
“Kim bilir belki bir yerlerde sizin için de bir şeyler
tasarlamıştır”
Marks’ın “meta fetişizmi”ne hiç girmiyorum ;) (çünkü
bilahare bu konuya değineceğim)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder