20 Kasım 2012 Salı

Evet böyle bir durum var.



'Dosyayı kaydet' diyerek yazısına başlayan bir blog yazarının heyecanından söz edilebilir mi? Dosyayı kaydetmeden bir şekilde kaybetmek korkusundan bahsetmiyorum. Bir süredir her davranışımda ödev mode on..

Efendim şöyle. Uzun zamandır öğrenci modunda ders almıyordum. Neredeyse iki yıldır. Hocaların öğrencilerle iletişimine şimdi tekrar öğrenci tarafından bakmaya başladım. Oleyy. Yeni bir soluk mu geldi hayatıma tekrar? Hayır, ama maksat hareket olsun. Bu hareket sporla bölünmekten başka sosyal aktivitesi olmayan canlıdan hallicedir.

Sabah üç saatlik uykuyla yedide yollar düştüm. Ödev notları, sırt çantası ve bilgisayarla. Tam üç saat süren, Acıbadem’den kol çantasıyla Kadıköy’e takılmaya gelen kişi için çetin, benim için rutin süren bir yolculuk oldu. Yolda akbil doldurmak için Tüyap tarafına geçip bankamatiğe gittim, yol uzun süreceği için kahvaltı yapayım dedim ve elimde muffin-kahve metrobüse yetiştim. Yolda, dersin hocası ‘niye okumadan geldin?’ demesin diye yirmi sayfalık arkalı önlü “sanayi politikası nasıl olmalı” konulu, romantik olmayan bir makaleyi okurken üstüme kahve döktüm. Arada inip metroya binerken gazetemi aldım, takip ettiğim köşeyi ayakta okuduktan sonra nihayet yer buldum, okula girmeden önce yolun karşısında fotokopilerimi çektirip derse yetiştim. Benim rutinim..

İlk ders bir şekil devirildikten sonra üç gündür ekseni etrafında döndüğüm ve bahsettiğim ödev konusuna geldik. Ben araştırdığım zilyon tane raporu çıkardım hoccanın önüne. Memnun oldu haliyle.. Ama yetmez ama evet sayın seyirciler! Rapor, veri, istatistik ortaya çıktıkça hoca daha da talepkarlaştı. Ben ‘konuyu daraltalım hocam’ deme umutlarıyla gelmişken bir milyon öneri ile geri döndüm. Meğer hoca istekleri bitmiyormuş. Öğrenci çalıştıkça bir çeşit gandalf olduğuna kanaat getiriliyor ve elinden her işin böylece geldiği sanılıyormuş. Bu saatten sonra çıtayı düşürdüğünde ortalama öğrenci çalışmasından daha az itibar göreceğini bilmek iyi mi kötü mü? 


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder