'Dosyayı kaydet' diyerek yazısına başlayan bir blog yazarının
heyecanından söz edilebilir mi? Dosyayı kaydetmeden bir şekilde kaybetmek
korkusundan bahsetmiyorum. Bir süredir her davranışımda ödev mode on..
Efendim şöyle. Uzun zamandır öğrenci modunda ders
almıyordum. Neredeyse iki yıldır. Hocaların öğrencilerle iletişimine
şimdi tekrar öğrenci tarafından bakmaya başladım. Oleyy. Yeni bir soluk mu
geldi hayatıma tekrar? Hayır, ama maksat hareket olsun. Bu hareket sporla
bölünmekten başka sosyal aktivitesi olmayan canlıdan hallicedir.
Sabah üç saatlik uykuyla yedide yollar düştüm. Ödev notları,
sırt çantası ve bilgisayarla. Tam üç saat süren, Acıbadem’den kol çantasıyla Kadıköy’e
takılmaya gelen kişi için çetin, benim için rutin süren bir yolculuk oldu.
Yolda akbil doldurmak için Tüyap tarafına geçip bankamatiğe gittim, yol uzun
süreceği için kahvaltı yapayım dedim ve elimde muffin-kahve metrobüse yetiştim.
Yolda, dersin hocası ‘niye okumadan geldin?’ demesin diye yirmi sayfalık arkalı
önlü “sanayi politikası nasıl olmalı” konulu, romantik olmayan bir makaleyi
okurken üstüme kahve döktüm. Arada inip metroya binerken gazetemi aldım, takip
ettiğim köşeyi ayakta okuduktan sonra nihayet yer buldum, okula girmeden önce
yolun karşısında fotokopilerimi çektirip derse yetiştim. Benim rutinim..
İlk ders bir şekil devirildikten sonra üç gündür ekseni
etrafında döndüğüm ve bahsettiğim ödev konusuna geldik. Ben araştırdığım zilyon
tane raporu çıkardım hoccanın önüne. Memnun oldu haliyle.. Ama yetmez ama evet sayın
seyirciler! Rapor, veri, istatistik ortaya çıktıkça hoca daha da talepkarlaştı. Ben
‘konuyu daraltalım hocam’ deme umutlarıyla gelmişken bir milyon öneri ile geri
döndüm. Meğer hoca istekleri bitmiyormuş. Öğrenci çalıştıkça bir çeşit gandalf
olduğuna kanaat getiriliyor ve elinden her işin böylece geldiği sanılıyormuş.
Bu saatten sonra çıtayı düşürdüğünde ortalama öğrenci çalışmasından daha az
itibar göreceğini bilmek iyi mi kötü mü?

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder